
Perde Kapanıyor, Lakin Fırtına Dinmiyor
Ömrümün şafağında her sabahı altın bir vaat gibi karşıladım. Lakin heyhat! Zaman, o gaddar zindancı, etrafımdaki duvarları daraltmaya başladı. Başarı, şefkatli bir sevgili değil — kemiklerimi kıran bir dev gibi üzerime çöktü.
Ömrümün şafağında, her sabahı ufkumda parlayan altın bir vaat gibi karşıladım. Gözlerimi her açışımda, talihin bana daha parlak, daha azametli günler fısıldayacağına inandım. Lakin heyhat! Güneş yükseldikçe gölgelerim uzadı ve zaman, o gaddar zindancı, etrafımdaki duvarları daraltmaya başladı. Şimdi kendimi, hayallerimden örülmüş daracık bir tabutun içine sıkışmış, nefesi kesilen bir mahkum gibi hissediyorum.
Yıllardır kendi ruhuma söylediğim o tatlı, o uyuşturucu yalanlar... Şimdi her biri, maskeleri düşmüş birer hain gibi gün yüzüne çıkıyor. Arzu ettiğim o yüce zirvelere yaklaştığımı sanırken, her geçen kum saati beni onlardan bir fersah daha uzağa fırlatıyor. Kaçacak bir limanım, sığınacak bir kuytum kalmadı. Eskiden "zaman çok" derdim; oysa şimdi o zaman, boğazıma dolanan bir urgan gibi beni içine çekiyor. Başarı, şefkatli bir sevgili değil, kollarımı kıskıvrak yakalamış, kemiklerimi kıran bir dev gibi üzerime çöktü. Beni bırakmıyor; beni sadece kendi soğuk suretiyle yüzleşmeye zorluyor.
Dostluklar birer gölge gibi yitip gitti. Kimseyle kelam edemez, kimsenin kalbine dokunamaz oldum. İçimde sadece o amansız, o sağır edici başarı çığlığı yankılanıyor.
Gözlerimi her yumduğumda, kendimi o dehşetli sahnede buluyorum. Karşımda, karanlığın içinde oturan binlerce ruh... Birer gölge gibi sessizler. Sahnedeyim; kalbimin cerahatini, ruhumun tüm sırlarını onların önüne döküyorum. İnsanların yüzlerinde o zehirli takdiri, o olumlu bakışı görüyorum. Fakat dikkatli baktığımda, her birinin gözlerinde kendi yıkılmış hayallerini, benim yerimde olma arzusunun yarattığı o derin hasedi seçiyorum. Onlar, başarmak isteyip de kaderin sillesiyle yere serilenlerin hayaletleri...
Ve tam o an, boğazımda bir el hissediyorum.
İçimde bir şey var.
İçimde bir şey var.
İçimde, nefesimi kesen, gırtlağımı sıkan görünmez bir pençe var!
Bu demir el, sanki sadece o meçhul "başarıya" ulaştığım gün parmaklarını gevşetecek. Önümde iki uçurum: Ya efsanelerle anılan, devleşen bir hükümdar olacağım ya da insanların acımasız kahkahaları altında ezilen bir soytarı.
Lakin yorgunum... Ruhumun kandili sönmek üzere. İçimdeki o uçsuz bucaksız boşluk, hiçbir duygunun yeşermesine izin vermiyor. Sevginin o sıcak rüzgarı hiç uğramadı bana. Kimse bana durup dururken sarılmadı. Ben hep zorlayan oldum, hep o sevgiyi dilenen...
Şimdi sorarım size ey kaderin yıldızları: O gün geldiğinde, zafer tacı başıma oturduğunda, bu dipsiz kuyu dolacak mı? Yoksa bu amansız yolculuk beni, kendi hırsının kurbanı olmuş, daha gaddar, daha soğuk bir canavara mı dönüştürecek?
Perde kapanıyor, lakin fırtına dinmiyor.