Ciddiyetsiz Deli Olmak
İnsanlar hayatı çok fazla ciddiye alıyor. Deli gibi para kazanmak için çalışıyorlar. Ama kimse durup şunu sormuyor: Ben gerçekten ne için yaşıyorum?
Günümüzde insanlara bakıyorum ve şunu görüyorum: İnsanlar hayatı çok fazla ciddiye alıyor.
Sabahın köründe uyanıp hava kararana kadar başka insanlar için çalışmakla meşgul herkes. Çünkü ev almak, araba almak, daha çok para kazanmak en büyük hayalleri olmuş. Ama ben bunu bir türlü anlayamıyorum.
Bir insanın en büyük hayali nasıl olur da demirin şekillendirilmiş bir biçimi olabilir? Ya da bir taş yığını, bir insanın en büyük hayali nasıl olabilir?
Elbette bir eve, arabaya ya da paraya sahip olmak kötü bir şey değil. Ama insanın koskoca ömrünü sadece bunlara adaması bana çok garip geliyor. Ömrümüzün tamamını verdiğimiz şeylerin tadını bile doğru düzgün çıkaramadan bir gün yok olup gideceğiz. Peki gerçekten bunun için mi verelim bütün hayatımızı?
Hayatım boyunca hep bunu düşündüm ve hâlâ da düşünmeye devam ediyorum. İnsanlara baktığımda bazen bunun anlamını sadece ben kavrayamıyormuşum gibi hissediyorum. Herkes sanki hiç ölmeyecekmiş gibi yaşıyor. Herkes bir şeylere yetişmeye çalışıyor. Daha çok çalışmak, daha çok kazanmak, daha fazlasına sahip olmak…
Ama kimse durup şunu sormuyor:
Ben gerçekten ne için yaşıyorum?
Asıl sormak istediğim soru şu: İnsan vücudu kusursuza yakın bir biçimde yaratılmış, inanılmaz donanımlı bir yapı. Beyin, milyarlarca nörondan ve trilyonlarca bağlantıdan oluşan akıl almaz bir organ. Bilincin tam olarak nerede ve nasıl oluştuğu hâlâ büyük bir sır. Kalp, biz farkında bile olmadan günde yaklaşık yüz bin kez atıyor. Sinir hücreleri bilgiyi inanılmaz hızlarla taşıyor. Vücudumuzda buraya sığdıramayacağım kadar çok özellik var.
Peki böylesine harika varlıklar olmamıza rağmen neden bu kadar sınırlı bir hayat yaşamaya razı oluyoruz?
Neden bütün potansiyelimizi sadece çalışmak, para kazanmak, ev almak, araba almak ve yaşlanmak için kullanıyoruz?
İnsanlığın ilk evrelerine gidelim. İnsanlar dünya üzerinde daha özgür bir şekilde yaşıyordu. Doğayla iç içeydi, keşfediyordu, deniyordu, yanılıyordu, öğreniyordu. Bugünkü gibi herkesin önüne koyulmuş tek tip bir hayat yoktu. "Şu okulu okumalısın, şu mesleği yapmalısın, şu yaşta evlenmelisin, şu arabayı almalısın, şu kadar para kazanmalısın" diyen bir dünya yoktu.
İnsanlar hayal gücünü kullanıyordu. Çünkü özgürdüler. Yokluk içinde yaşayan insanlar bile bir şeyler icat edebilen, bir şeyler üretebilen insanlardı. Çünkü ihtiyaç vardı, merak vardı, cesaret vardı.
Ama günümüzde yaşayan insanlara baktığımda, sanki sonsuz bir hayatları varmış gibi yaşadıklarını görüyorum. Deli gibi para kazanmak için çalışıyorlar. Ve insanların çoğu şunu bilmiyor: Başkaları için sabah kalkıp işe gittikleri sürece, hayalini kurdukları hayatı hiçbir zaman tam anlamıyla yaşayamayacaklar.
Hayatı çok fazla ciddiye alıyoruz.
Ama bence yanlış şeyleri ciddiye alıyoruz.
Deli olmamız lazım. Ama başkaları için çalışan deliler değil; aklındakileri gerçekleştirebilecek deliler olmamız gerekiyor. Bir hayal kurmalıyız ve o hayali gerçekleştirebilecek kadar deli olmalıyız. Dünyaya böyle deliler lazım.
Eğer diğer insanlar senin için "Bu adam deli" ya da "Bu kadın deli" demiyorsa, belki de hayal gücünü yeterince kullanmıyorsundur.
Çünkü dünya kusursuz bir yer değil. Dünya berbat bir yer. Deliklerle dolu, hatalarla dolu, sorunlarla dolu. O kadar çok sorunu var ki dünyanın. Açlık var, hastalık var, adaletsizlik var, savaş var, yalnızlık var, umutsuzluk var. İnsanların çözülmeyi bekleyen o kadar çok problemi var ki.
Peki böyle sorunlu bir dünyada biz ne olmalıyız?
Sorun çözücü.
Evet, biz sorun çözücü olmalıyız. Dışarıda oturup dünyanın sorunlarını konuşmak bize hiçbir şey kazandırmaz. Şikâyet etmek kolaydır. Herkes dünyanın kötü olduğunu söyleyebilir. Herkes insanların yanlış yaşadığını anlatabilir. Ama önemli olan bunu söylemek değil, bir şey yapmaktır.
Her zaman, ama her zaman, bir yerde bir sorun varsa orada bir çözüm de vardır. İşte bizim deli dediğimiz insanlar, o sorunları çözmeye çalışan insanlardır. Çünkü bir sorunu çözmek için sadece zeki olmak yetmez. Hayal gücünü kullanabilecek kadar deli olmak gerekir. Cesaret gerekir. Başkalarının göremediğini görmek gerekir.
Mesela NASA gibi dev bir kurumu düşün. İçinde dünyanın en zeki mühendisleri, bilim insanları, yazılımcıları çalışıyor. Ama yine de bir roketin dikey iniş yapıp tekrar kullanılabileceği fikrini hayata geçiren kişi Elon Musk gibi delice düşünebilen biri oldu. Belki başkaları da bunu düşündü, belki bazıları "olabilir" dedi. Ama düşünmekle yapmak aynı şey değil. Cesaret başka bir şey.
Dünya sadece zeki insanlarla değişmiyor. Dünya, hayal kurup o hayali gerçekleştirecek kadar deli olan insanlarla değişiyor.
Şu an bu yazıyı okurken nefes alıyorsun. Şu an hayattasın. Ama bir gün senin de son kullanma tarihin gelecek. Dünyada herkesin sorgusuz sualsiz emin olduğu tek bir gerçek var: Bir gün öleceğiz.
Evet, sen de öleceksin. Çünkü senden çok daha değerli, çok daha zengin, çok daha akıllı, çok daha güçlü ve çok daha faydalı insanlar bu dünyadan gitti. Steve Jobs öldü. Albert Einstein öldü. Fatih Sultan Mehmet öldü. Napoleon Bonaparte öldü. Hepsi bu dünyadan geçti ve gitti.
Eğer ölmemek mümkün olsaydı, muhtemelen onlar ölmezdi.
Yani kesin olarak bir gün öleceksin. Bundan emin olabilirsin.
Peki hayatımız böylesine kaçınılmaz bir gerçekle son bulacaksa, neden delice düşüncelere yer vermiyoruz? Neden sadece güvenli olanı seçiyoruz? Neden sadece bize öğretilen hayatı yaşıyoruz? Neden dünyayı deneyimlemiyoruz?
Geçici olarak geldiğin bu dünyada bir iz bırakmak istemez misin?
Bir şehrin aynı noktasında, bir taş yığını ve bir demir yığını için bütün ömrünü verip; kimse tarafından bilinmeyen, dünyaya hiçbir faydası dokunmamış biri olarak ölmek mi istersin? Yoksa dünyanın farklı yerlerinde bulunmuş, farklı insanlar tanımış, farklı diller öğrenmiş ve en önemlisi sen öldükten sonra bile yaptıklarıyla insanların hayatına dokunmaya devam eden biri olmak mı istersin?
Bence asıl mesele bu.
Bir Ferrari ile bir Fiat Egea arasındaki fark nedir?
İlk bakışta çok fark var gibi görünüyor. Biri pahalı, biri daha ucuz. Biri lüks, biri sıradan. Biri insanların gözünde prestijli, diğeri normal. Ama ikisini de eritsek, ikisi de demire dönüşecek. Ferrari'yi erittiğimiz metal ile başka bir araba yapabiliriz. Fiat'ı erittiğimiz metal ile de bambaşka bir şey yapabiliriz.
Yani insanlar aslında maddenin kendisine değil, ona verilen şekle bağlanıyor. Toplumun ona yüklediği anlama bağlanıyor.
Peki dünyada yaşayan tek insan sen olsaydın ve dünyadaki bütün arabalar, bütün evler senin olsaydı, sence ne anlamı kalırdı?
Evet, bütün arabalar senin. Hadi bin ve dünyayı gez. Bütün evler senin. İstersen sarayda yaşa, istersen bir dairede.
Ama seni gören kimse yok. Seninle konuşan kimse yok. Senin yaptıklarından etkilenen kimse yok. Senin varlığının bir anlam taşıdığı başka bir insan yok.
O zaman bütün bunlar ne ifade ederdi?
Hiçbir şey.
Demek ki insanlardan ne kadar nefret ettiğimizi söylesek de aslında onları sandığımızdan çok daha fazla önemsiyoruz. Çünkü anlam, başka insanlarla birlikte ortaya çıkıyor. Bir başarıyı değerli yapan şey, onun başka bir insana dokunmasıdır. Bir icadı değerli yapan şey, birinin hayatını kolaylaştırmasıdır. Bir hayatı değerli yapan şey, sadece yaşanmış olması değil, birilerine fayda sağlamış olmasıdır.
O zaman bir şey için yaşayacaksak, bu yine insan olmalı.
İnsan için yaşamalıyız. İnsanın hayatına dokunmalıyız. Bir sorunu çözmeliyiz. Birinin acısını azaltmalıyız. Birinin yolunu kolaylaştırmalıyız.
Şu an bunu okuyorsan ve hâlâ hayal kurabiliyorsan şunu bilmelisin: Dünyada gerçekten hayal kurabilen ve o hayali gerçekleştirecek delice cesarete sahip insan sayısı çok az. İnsanların çoğu hayal kurduğunu sanıyor ama aslında sadece daha iyi eşyalara sahip olmak istiyor.
Daha iyi araba, daha büyük ev, daha pahalı telefon, daha lüks hayat…
Bunlar hayal değil. Bunlar sadece istek.
Gerçek hayal, senden taşan bir şeydir. Sadece senin hayatını değil, başka insanların hayatını da değiştiren bir şeydir. Gerçek hayal, bir sorunu çözmeye çalışır. Gerçek hayal, dünyaya küçük de olsa bir iz bırakmak ister.
O yüzden ne olursa olsun, insanlara yardımı dokunacak bir şey yap. Küçük ya da büyük fark etmez. Bir insanın hayatına dokunacak bir şey yap. Çünkü bence ancak o zaman bu hayat gerçekten yaşanmaya değer bir hayat olur.
Hayatı fazla ciddiye alma.
Ama hayallerini ciddiye al. İnsanlara dokunmayı ciddiye al. Sorun çözmeyi ciddiye al. Bu dünyadan geçerken bir iz bırakmayı ciddiye al.
Ve biraz deli ol.
Çünkü bu dünyayı değiştirenler, çoğu zaman herkes gibi yaşayanlar değil; herkesin "deli" dediği ama hayalinden vazgeçmeyen insanlardır.