Tüm yazılar
5 dk okuma

Eylem Zekâsı

Klasik anlamda akıllı olmak değil bu. Okul zekâsı değil. Bu, insanın hareket ederek öğrenmesi. Hata yaparak gelişmesi. Bir şeyi mükemmel bilmeden denemesi.


Klasik anlamda "akıllı olmak" değil bu. Okul zekâsı değil. Formül bilmek, kod yazmak, mühendislik hesabı yapmak, teoriyi ezberlemek değil.

Bu başka bir şey.

Bu, insanın hareket ederek öğrenmesi. Hata yaparak gelişmesi. Bir şeyi mükemmel bilmeden denemesi. Düşe kalka yol bulması. Fırsatları oturduğu yerden değil, dışarıda araması.

Bir gün şemsiye satar. Bir gün milkshake makinesi satar. Bir gün başka bir şey dener. Kimi zaman rezil olur. Kimi zaman yanlış insanlara güvenir. Kimi zaman para kaybeder. Kimi zaman herkes ona güler.

Ama durmaz.

Çünkü o insanın avantajı çok zeki olması değildir. Avantajı, durmamasıdır.


Buna en iyi örneklerden biri Ray Kroc olabilir.

The Founder filminde bir sahne var. Ray Kroc yatakta uzanmış, bir ses kaydı dinliyor. O kayıtta azimden bahsediliyor. Aslında filmdeki bütün mesele de biraz orada saklı. Çünkü Ray Kroc dünyanın en zeki insanı değildi. En iyi mühendis değildi. En iyi yazılımcı değildi. En büyük mucit de değildi.

Ama onda başka bir şey vardı.

Azim.

O ses kaydında geçen fikir çok basit ama çok serttir:

Dünyada hiçbir şey azmin yerini tutamaz.

Yetenek tutamaz. Çünkü dünya yetenekli ama başarısız olmuş insanlarla doludur. Deha tutamaz. Çünkü karşılığı alınmamış deha neredeyse sıradan bir şeydir. Eğitim de tek başına yetmez. Çünkü dünya eğitimli ama harekete geçememiş insanlarla doludur.

İnsanı gerçekten ileri taşıyan şey çoğu zaman azim, kararlılık ve devam edebilme gücüdür.


Ray Kroc'un hikâyesi de tam olarak bunu gösteriyor. Adam bir gün milkshake makinesi satıyor, bir gün başka bir şeyin peşinden koşuyor. Kapı kapı geziyor. Reddediliyor. İnsanlar onu ciddiye almıyor. Yıllarca büyük bir başarı yakalayamıyor. Ama yine de durmuyor.

Burada Ray Kroc'u kusursuz bir kahraman gibi anlatmıyorum. Filmde de zaten ahlaki olarak tartışmalı tarafları olan, hırslı ve bazen rahatsız edici bir adam olarak gösteriliyor. Ama bir gerçek var: O adam bekleyenlerden değildi. Bir şeyin mükemmel olmasını beklemedi. Hayatın ona fırsat sunmasını beklemedi. Gitti, denedi, yanıldı, tekrar denedi ve bir noktada fırsatı gördü.

İşte eylem zekâsı dediğim şey biraz da bu.


Diğer tarafta çok akıllı bir mühendis ya da yazılımcı olabilir. Gerçekten bilgili olabilir. Sistemi çok iyi anlayabilir. Bir şeyin teknik olarak nasıl yapılacağını herkesten iyi bilebilir. Ama sürekli "doğru zamanı" bekliyorsa, sürekli hata yapmaktan korkuyorsa, sürekli önce her şeyin mükemmel olmasını istiyorsa, o bilgi bir noktadan sonra hareketsiz kalır.

Ve hareketsiz bilgi, dünyayı değiştirmez.


Bence burada iki farklı insan tipi var:

Birincisi, çok bilen ama az deneyen insan. İkincisi, az bilen ama çok deneyen insan.

Çok bilen insan hata yapmaktan korkar çünkü kafasında her ihtimali görür. Neyin yanlış gidebileceğini bilir. Riskleri hesaplar. İnsanların ne diyeceğini düşünür. Başarısız olursa egosunun kırılacağını bilir.

Bu yüzden bekler.

Daha iyi zaman gelsin. Daha iyi fikir gelsin. Daha iyi sermaye gelsin. Daha iyi ekip gelsin. Daha iyi piyasa gelsin. Daha iyi şartlar oluşsun.

Ama sorun şu:

Mükemmel şartlar çoğu zaman hiç gelmez.


Az bilen ama çok deneyen insan ise her şeyi hesaplamaz. Bazen cahil cesaretiyle hareket eder. Ama o hareketin içinde çok güçlü bir şey vardır. Çünkü dışarı çıkar. İnsanlarla konuşur. Satmayı öğrenir. Reddedilmeyi öğrenir. Para kaybetmeyi öğrenir. Kimin güvenilir, kimin boş konuştuğunu öğrenir. Piyasanın ne istediğini öğrenir. Kitapta yazmayan şeyleri öğrenir.

Yani aslında o insan aptal değildir.

Sadece onun zekâsı farklı çalışır.

Onun zekâsı masada değil, sokakta gelişir. Onun zekâsı teoride değil, denemede gelişir. Onun zekâsı düşünerek değil, çarparak gelişir.

Bu yüzden bazı insanlar vardır; dışarıdan bakınca çok akıllı görünmezler ama bir şekilde yol bulurlar. Çünkü sürekli oyunun içindedirler. Sürekli bir şey denerler. Sürekli insan tanırlar. Sürekli başarısız olurlar ama her başarısızlıktan bir şey koparırlar.

Bu çok güçlü bir şey.

Buna azim diyebilirsin. Girişimci ruh diyebilirsin. Cahil cesareti diyebilirsin. Eylem zekâsı diyebilirsin. Hayatta kalma zekâsı diyebilirsin. Benim dilimle söylersek: ciddiyetsiz delilik diyebilirsin.


Ama burada ince bir çizgi var.

Sadece deli olmak yetmez. Çünkü düşünmeden koşan insan da kendini mahvedebilir. Sürekli iş değiştirmek, sürekli başka şeylerin peşinden gitmek, hiçbirinden ders çıkarmamak da gelişim değildir. O sadece savrulmaktır.

Asıl mesele şu:

Hata yapacak kadar cesur olmak, ama aynı hatayı tekrar etmeyecek kadar da uyanık olmak.

İşte değerli olan bu.

Akıllı mühendis hata yapmaktan korktuğu için hiç başlamayabilir. Azimli girişimci hata yaparak başlayabilir ama öğrenirse, zamanla mühendis kadar teknik bilmese bile oyunu kazanabilir.

Çünkü hayat çoğu zaman en zeki olanı değil, en uzun süre oyunda kalabileni ödüllendirir.


Bir insanın hayalinin peşinde koşarken şemsiye satması, milkshake makinesi satması, başka işler denemesi küçük görünür. Ama aslında o kişi her seferinde kendini eğitiyordur.

Satışı öğreniyordur. İnsan psikolojisini öğreniyordur. Reddedilmeye dayanmayı öğreniyordur. Fırsat kokusunu almayı öğreniyordur. İnsanların neye para verdiğini öğreniyordur.

Bir yazılımcı mükemmel ürünü yapmak için yıllarca beklerken, o adam kötü bir ürünle pazara çıkıp insanların gerçekten ne istediğini öğrenebilir.

Ve bu çok büyük farktır.

Çünkü gerçek dünya sadece "en doğru fikre" ödül vermez. Gerçek dünya çoğu zaman deneyen, uyum sağlayan, tekrar deneyen ve vazgeçmeyen insanı ödüllendirir.


Ray Kroc'un milkshake makinesi satarken McDonald kardeşleri fark etmesi de böyle bir şeydi. Başkası için o sadece bir sipariş olabilirdi. Ama o, orada başka bir şey gördü. Bir sistem gördü. Bir hız gördü. Bir düzen gördü. Bir fırsat gördü.

İşte eylem zekâsı bazen tam olarak budur:

Herkesin baktığı yere bakıp, herkesin görmediği şeyi görmek.

Ama bunu sadece düşünerek yapamazsın. Hayatın içinde olman gerekir. Denemen gerekir. Satman gerekir. Reddedilmen gerekir. İnsanlarla konuşman gerekir. Kaybetmen gerekir. Yeniden başlaman gerekir.

Çünkü bazı fırsatlar masada düşünürken gelmez. Bazı fırsatlar yolda gelir. Bazı fırsatlar kapı kapı gezerken gelir. Bazı fırsatlar rezil olduktan sonra gelir. Bazı fırsatlar tam vazgeçecekken gelir.


Bence en güçlü insan tipi ise ikisinin birleşimidir:

Mühendis kadar düşünebilen, satıcı kadar deneyebilen, girişimci kadar risk alabilen, çocuk kadar hayal kurabilen, deli kadar cesur olabilen insan.

Yani ne sadece akıl, ne sadece azim.

Akıl yön verir. Azim yürütür. Cesaret başlatır. Hatalar öğretir. Hayal ise bütün bunlara sebep olur.


Doğru anı bekleyen insan hayatı kaçırabilir. Hata yapmaktan korkmayan insan ise bazen hayatın içinden kendi doğru anını yaratır.

Hayatta ki en büyük risk, risk almamaktır.